24 Nisan 2021 Cumartesi

 

İklim Liderler Zirvesi

2021 yılının ilk aylarından itibaren beklenen “İklim Liderler Zirvesi” 22 Nisan 2021 tarihinde gerçekleştirildi. Zirvenin ilk günkü programı yoğun bir şekilde devlet başkanlarının ve iklim değişikliği konusunda öne çıkan isimlerin küresel iklim değişikliği ile mücadele için ortaya koydukları çabalar, niyetler, taahhütler ve beklentiler üzerine oldu.



Zirveye katılan devlet başkanlarının konuşma içeriklerine geçmeden önce Zirvenin tarzı ve ele alınış biçimi hakkında bazı hususları vurgulamak isterim:

i.                 Zirve, internet altyapısına sahip herkesin canlı olarak erişebildiği bir platformda yapıldı. Böylelikle şeffaflığın sağlanması ve iklim konusunda bilgi ve farkındalığın artırılması için bu büyük bir fırsat olarak değerlendirildi.

 

ii.                ABD Başkanı ve Başkan Yardımcısının ilk açılış konuşmalarında, iklim için hemen müdahalede edilmesi gerekliliğini vurgulaması ve beklenen adımların atılması ABD seçim sürecindeki iklim vaatlerinin (walk the talk) yerine getirildiğini gösteriyor. Zaten böyle bir Zirveyi yapmak / yapabilmek doğru adımların atıldığının bir göstergesi.

 

iii.               Toplantı sahibi ABD’nin Birleşmiş Milletlerdeki ülkelerden biri olmasına rağmen BM ve onun organlarına benzer bir yaklaşımla Zirveyi yönetmesi ne kadar büyük bir inisiyatif aldığını ortaya koyuyor. Ayrıca BM Genel Sekterinin de diğer devlet başkanları gibi sırası gelince konuşmasını yapması, çok taraflılık (multilateralism) konusunda iplerin ABD’ye tekrar geçtiğini gösteriyor.

 

iv.              Zirveye katılan tüm devlet başkanlarının ağzından iklim inkarcılığı ya da benzeri ifadeler çıkmadığının görülmesi sevindirici. Maalesef kısa zaman önce iklim inkarcılığına hepimiz tanık olmuştuk!

Zirve programında ülkelerin öne çıkan açıklamalarına bakacak olursak, ABD Paris Anlaşmasına taraf olduktan sonra ikinci büyük adımı attığını gösteriyor. Ulusal Katkı Beyanını / taahhüdünü (Nationally Determined Contributions-NDC) güncelledi. 2030 yılında 2005 yılına göre seragazı emisyonlarını yüzde 50 ila 52 arasında azaltacağını taahhüt etti. ABD bunu yaparken Paris Anlaşmasının hedefine ulaşması gerektiğine ve tüm ülkelerin birlikte hareket etmesi gerekliliğine ayrıca vurgu yaptı. Özellikle son günlerde ABD’deki İstihdam Paketi çalışmalarıyla da uyumlu olarak yeni iş alanlarına ve fırsatlarına ilişkin kararlı söylemlerini bütüncül bir biçimde ortaya koymakta. Ayrıca, ABD kamu ve özel sektör finansmanının iklim için daha fazla harekete geçirilmesini savunmakta. Zaten, devlet başkanlarından sonraki oturumda Dünya Bankası, IMF, Yeşil İklim Fonu, Afrika Kalkınma Bankası ve diğer finansal kuruluşlara ayrılması bunu gösteriyor. Dahası ABD Uluslararası İklim Finans Planını bu Zirvede açıkladı. Bu planla ABD gelişmekte olan ülkelere sağlayacağı kamu iklim finansmanı iki katına ve uyum için finansmanı da üç katına çıkarmakta. Özel sektör finansmanını iklim için harekete geçirmekte. Fosil yakıtlara dayalı enerji projelerine uluslararası yardım ve finansman sağlamayı sonlandırmayı hedeflemekte ve düşük karbonlu projelere sermaye akışını desteklemekte. Özetle ABD iklim değişikliği konusuna iklim-finans-istihdam üçgeni içinde bütüncül olarak yaklaşmakta.

Gelişmiş ülkelerden Kanada da emisyonları 2030 yılında 2005 yılına göre yüzde 40-45 oranında azaltmayı taahhüt etti. Avrupa Birliği 1990 yılına göre 2030 yılındaki emisyonlarını en az yüzde 55 oranında azaltacağını söylerken, 2019 Aralık ayında açıklanan Yeşil Mutabakat ve Sınırda Karbon Düzenlemesine bolca vurgu yaptı. Burada AB piyasa araçlarını ve iktisadi düzenlemeleri birlikte ele alarak emisyon azaltımını garantilemeyi amaçlıyor. İngiltere bu yılki COP-26’nın ev sahibi olarak açıklamaları dikkatle takip edilen ülkelerden idi. İngiltere de emisyonlarını 1990 yılı seviyesinde göre 2030 yılında emisyonları yüzde 68 oranında azaltacak. Japonya 2013 yılına göre emisyonlarını 2030 yılına kadar yüzde 46 oranında azaltırken Avustralya Net-Zero emisyon hedefini en açık biçimde söyleyen ülke oldu. G-20 dönem başkanı olan İtalya da G-20 ülkelerinin emisyonlardaki payına vurgu yaparak 20 büyük ekonominin emisyon azaltımı taahhüdü almasının fark yaratacağının altını çizdi. 

Gelişmekte olan ülkelerden Zirvede öne çıkanlar Çin, Hindistan, Endonezya ve Meksika denebilir. ABD’nin açılış konuşmasından sonra ilk sözü alan Çin emisyon azaltımı için 14. Kalkınma Planı dönemindeki taahhütlerini yerine getireceğini ve daha fazla yenilenebilir enerjiye yatırım yapabileceğini ifade etti.  15. Kalkınma Planı döneminde de kömür santrallerini azaltacağını vurguladı. Çin’in karbon nötr bir ekonomiye doğru yönelmesi de iyimser bir yaklaşım olarak görüldü. Ayrıca Çin, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi altındaki temel ilkeleri bağlılığını yenilerken Ortak Fakat Farklılaştırılmış Sorumluluklar (CBDR) ilkesini Çin Yaklaşımı ile nasıl içselleştirdiğini diğer liderlerle paylaştı. Çin, kuşak – yol projesiyle daha fazla iklim dostu proje ve faaliyetlere yatırım yapılabileceği fırsatını da es geçmedi. Hindistan da tarihsel sorumluluk ilkesi ve kişi başına düşen emisyonların düşüklüğünden bahsederek esas sorumluluğun gelişmiş ülkelerde olduğunu her zamanki gibi belirtmeye devam etti. Ayrıca Hindistan, daha fazla yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği yatırımlardan bahsederken Hindistan’daki insanların zaten sürdürülebilir bir yaşam tarzına sahip olduğu konusunda emin bir biçimde açıklama yapması dikkat çekti! Bunun dışında Meksika, Güney Kore, Endonezya gibi ülkeler ulusal katkı beyanlarını (NDC) gözden geçirmeye devam eden ülkeler olarak görünüyor.

Küçük ada devletleri ve en az gelişmiş ülkeler iklim değişikliğinin yarattığı olumsuz etkilerden bahsederken Paris Anlaşmasının hedeflerine ulaşılması için daha fazla çaba gösterilmesi gerektiğini belirttiler.

Diğer taraftan piyasa ekonomisine geçiş sürecindeki ülkelerden Rusya Federasyonu’nun ulusal katkı beyanı ya da taahhüdü için bir güncelleme / değişiklik yapmaması dikkate çekiciydi. Bununla beraber uluslararası işbirliğinin artırılması, düşük karbon teknolojilerinin geliştirilmesi ve kabul edilmiş çok taraflı iklim anlaşmalarının BM şemsiyesi altında ele alınmasını vurgulaması önemli notlar arasında yer alıyor. BMİDÇS altında kendi özel bir konumu bulunan ve bunu somutlaştırmaya çalışan Türkiye, son yıllarda azalttığı emisyon miktarını ifade ederken yeni iklim değişikliği stratejisi ve eylem planları çalışmalarından bahsetti. Ayrıca sıfır atık, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği proje ve yatırımlarının sağladığı emisyon azaltım miktarları dikkat çekti. Türkiye de Çin ve Hindistan gibi tarihsel sorumluluk, Ortak Fakat Farklılaştırılmış Sorumluluklar (CBDR) ve Göreceli Kabiliyetler (RC) ilkelerini referans göstererek gelişmiş/gelişmekte olan ülke ayrımının netleştirilmesinin Paris Anlaşmasının etkin bir biçimde uygulanmasına imkân sağlayacağını dolaylı bir biçimde vurguladı.

Sonuç olarak Liderler Zirvesine ABD’nin yeni taahhütleri, Uluslararası İklim Finans Planı ve Biden yönetiminin uluslararası iklim müzakerelerine lider olarak dönüşü damgasını vurdu. Genel olarak sorunsuz ve yapıcı bir toplantı olması iyimser olabileceğimizi gösteriyor. Ülkelerin ulusal taahhütlerini (NDC) güncellemesi ve uluslararası işbirliğini vurgulaması iyimserliğimizi artırıyor. Ancak Paris Anlaşmasının hedeflerine ulaşılması için daha fazla taahhüt alınması gerektiği gerçeği güncelliğini korumaya devam ediyor…

 

Doç. Dr. İzzet Arı

22.4.2021

 

 

 

22 Şubat 2021 Pazartesi

İklim Krizinin Çözümü Bu Defa Şansa Bırakılmıyor…

 


Dünya gündeminde iklim değişikliği, küresel ısınma, buzulların erimesi, fırtına ve kasırgalar, afetler ve felaketler her zaman yer edindi ve ediniyor. Büyük çoğunlukla olumsuz haberler ve insanoğlunun kendi eliyle yarattığı soruna kendinin maruz kalması şeklinde mesaj verildi.

2021 yılı itibariyle artık olumlu haberler, gelişmeler ve çabalar ufukta görünmeye başladı.

Büyük değişim ABD’nin Paris Anlaşmasına geri döneceği vaadinde bulunan Biden’ın yönetime geçmesi ve John Kerry’i iklim değişikliği özel temsilcisi olarak belirlemesiyle başladı (Bunun ne anlam ifade ettiğini önceki yazılarımda açıklamaya çalışmıştım).

Ocak ayında Biden yönetimi gelir gelmez ilk yaptığı iş Paris Anlaşmasına geri dönmek oldu. Hatta Anlaşmanın gerektirdiği ne varsa yerine getirmekte kararlılığı olduğunu ve daha fazla taahhüt alınması gerektiğini belirtti. Ocak ayında yapılan geri dönme başvurusu resmi prosedür ve aşamaların geçilmesiyle 19 Şubat’ta tamamlandı.

2021 yılının ilk aylarında başka olumlu gelişmeler olmaya devam ediyor. Bill Gates vakıflar ve sosyal medya aracılığıyla yaptığı açıklamalarda iklim değişikliği konusunda öne çıkmaya başlamıştı. Nihayet 16 Şubat’ta konuyla ilgili beklenen kitabı “Bir İklim Felaketinden Nasıl Kaçınırız (How to Avoid Climate Disaster) yayınlandı. Kitapta iklim krizinin belirtileri ve ileri derece felaketlerinin yanı sıra çözüm önerileri de yer almakta. Gerekli olan yıllık toplam sera gazı emisyon azaltımı miktarı, hangi sektörlerin (çimento ve betonun etkisi, ulaştırma, demir-çelik, plastik ve elektrik üretimi) emisyon azaltabileceğine yönelik öneriler yer alıyor. Ayrıca, gerekli olan iklim finansmanı ve yardımları da kitapta yerini alıyor. Bill Gates’in yaptığı bu girişim küresel ölçekte tamamlayıcı bir faktör olarak düşünülebilir.

Bir diğer önemli gelişme Michael Bloomberg’in BM Genel Sekreteri António Guterres tarafından “Sıfıra Yarış (Sıfır Emisyona) ve Dirençliliğe Yarışın” Küresel Elçisi olarak atanması. Daha önce BM İklim Özel Temsilcisi olarak 2014 ve 2018 yılında seçilen Michael Bloomberg, bu defa daha kapsamlı bir görev ile 2021 yılında hem azaltım hem uyum için özel çalışmaların yüzü olacak.

 



Son gelişme, geçen hafta bir platform üzerinden canlı olarak verilen Al Gore ve John Kerry’nin keyifli söyleşisi. Burada Al Gore Kyoto Protokolünün mimarı ve John Kerry de Paris Anlaşmasının mimarı olarak birbirini tamamlayıcı yüzler olarak beliriyor. Bu söyleşide John Kerry iklim krizini çözmek için küresel liderliğin ABD’ye geçtiğini ima ediyor ve diğer büyük emisyon kaynağı ülkelerin taahhütlerini gözden geçirmelerini öneriyor. Bunun için 22 Nisan 2021 tarihinde Biden’ın başkanlığında ABD’de bir iklim zirvesi yapılacağının altını çiziyor. Özellikle en fazla emisyonu olan 17 ülkenin mutlaka emisyon azaltımını gözden geçirmeleri talep edilecek gibi görünüyor. Burada G7 ve G20 ülke grupları perspektifinden konu düşünüldüğünde, bu 17 ülkenin kimler olacağı daha önemli bir hal alıyor. Son olarak bu söyleşide John Kerry Yeşil İklim Fonu (Green Climate Fund) için çok iyimser bir tavır takınıyor. İklim riskinin oluşturduğu maliyeti Yeşil İklim Fonu için gereken finansman ile karşılaştırarak yıllardır iklim bilimcilerin ve iktisatçıların değindiği fayda / maliyet analizinin doğruluğunu kendi ağzından ABD’ye kabul ettirmiş oluyor.

2021 yılı iklim krizinin yönetim biçimi ve küresel olumlu gelişmelerin çeşitliliği ve gayreti bakımından tarihi bir yıl olacağa benziyor.

 

22.02.2021

Dr. İzzet ARI