İklim Liderler Zirvesi
2021 yılının ilk aylarından itibaren
beklenen “İklim Liderler Zirvesi” 22 Nisan 2021 tarihinde gerçekleştirildi.
Zirvenin ilk günkü programı yoğun bir şekilde devlet başkanlarının ve iklim
değişikliği konusunda öne çıkan isimlerin küresel iklim değişikliği ile
mücadele için ortaya koydukları çabalar, niyetler, taahhütler ve beklentiler
üzerine oldu.
Zirveye katılan devlet başkanlarının
konuşma içeriklerine geçmeden önce Zirvenin tarzı ve ele alınış biçimi hakkında
bazı hususları vurgulamak isterim:
i.
Zirve,
internet altyapısına sahip herkesin canlı olarak erişebildiği bir platformda
yapıldı. Böylelikle şeffaflığın sağlanması ve iklim konusunda bilgi ve
farkındalığın artırılması için bu büyük bir fırsat olarak değerlendirildi.
ii.
ABD
Başkanı ve Başkan Yardımcısının ilk açılış konuşmalarında, iklim için hemen
müdahalede edilmesi gerekliliğini vurgulaması ve beklenen adımların atılması
ABD seçim sürecindeki iklim vaatlerinin (walk the talk) yerine getirildiğini gösteriyor.
Zaten böyle bir Zirveyi yapmak / yapabilmek doğru adımların atıldığının bir
göstergesi.
iii.
Toplantı
sahibi ABD’nin Birleşmiş Milletlerdeki ülkelerden biri olmasına rağmen BM ve
onun organlarına benzer bir yaklaşımla Zirveyi yönetmesi ne kadar büyük bir
inisiyatif aldığını ortaya koyuyor. Ayrıca BM Genel Sekterinin de diğer devlet
başkanları gibi sırası gelince konuşmasını yapması, çok taraflılık (multilateralism) konusunda iplerin ABD’ye
tekrar geçtiğini gösteriyor.
iv.
Zirveye
katılan tüm devlet başkanlarının ağzından iklim inkarcılığı ya da benzeri
ifadeler çıkmadığının görülmesi sevindirici. Maalesef kısa zaman önce iklim
inkarcılığına hepimiz tanık olmuştuk!
Zirve programında ülkelerin öne çıkan
açıklamalarına bakacak olursak, ABD Paris Anlaşmasına taraf olduktan sonra
ikinci büyük adımı attığını gösteriyor. Ulusal Katkı Beyanını / taahhüdünü (Nationally Determined
Contributions-NDC)
güncelledi. 2030 yılında 2005 yılına göre seragazı emisyonlarını yüzde 50 ila 52
arasında azaltacağını taahhüt etti. ABD bunu yaparken Paris Anlaşmasının
hedefine ulaşması gerektiğine ve tüm ülkelerin birlikte hareket etmesi
gerekliliğine ayrıca vurgu yaptı. Özellikle son günlerde ABD’deki İstihdam
Paketi çalışmalarıyla da uyumlu olarak yeni iş alanlarına ve fırsatlarına
ilişkin kararlı söylemlerini bütüncül bir biçimde ortaya koymakta. Ayrıca, ABD kamu
ve özel sektör finansmanının iklim için daha fazla harekete geçirilmesini
savunmakta. Zaten, devlet başkanlarından sonraki oturumda Dünya Bankası, IMF, Yeşil
İklim Fonu, Afrika Kalkınma Bankası ve diğer finansal kuruluşlara ayrılması
bunu gösteriyor. Dahası ABD Uluslararası İklim Finans Planını bu Zirvede
açıkladı. Bu planla ABD gelişmekte olan ülkelere sağlayacağı kamu iklim
finansmanı iki katına ve uyum için finansmanı da üç katına çıkarmakta. Özel sektör
finansmanını iklim için harekete geçirmekte. Fosil yakıtlara dayalı enerji
projelerine uluslararası yardım ve finansman sağlamayı sonlandırmayı
hedeflemekte ve düşük karbonlu projelere sermaye akışını desteklemekte. Özetle ABD
iklim değişikliği konusuna iklim-finans-istihdam üçgeni içinde bütüncül olarak yaklaşmakta.
Gelişmiş ülkelerden Kanada da
emisyonları 2030 yılında 2005 yılına göre yüzde 40-45 oranında azaltmayı
taahhüt etti. Avrupa Birliği 1990 yılına göre 2030 yılındaki emisyonlarını en
az yüzde 55 oranında azaltacağını söylerken, 2019 Aralık ayında açıklanan Yeşil
Mutabakat ve Sınırda Karbon Düzenlemesine bolca vurgu yaptı. Burada AB piyasa
araçlarını ve iktisadi düzenlemeleri birlikte ele alarak emisyon azaltımını
garantilemeyi amaçlıyor. İngiltere bu yılki COP-26’nın ev sahibi olarak
açıklamaları dikkatle takip edilen ülkelerden idi. İngiltere de emisyonlarını
1990 yılı seviyesinde göre 2030 yılında emisyonları yüzde 68 oranında azaltacak.
Japonya 2013 yılına göre emisyonlarını 2030 yılına kadar yüzde 46 oranında azaltırken
Avustralya Net-Zero emisyon hedefini en açık biçimde söyleyen ülke oldu.
G-20 dönem başkanı olan İtalya da G-20 ülkelerinin emisyonlardaki payına vurgu
yaparak 20 büyük ekonominin emisyon azaltımı taahhüdü almasının fark
yaratacağının altını çizdi.
Gelişmekte olan ülkelerden Zirvede öne
çıkanlar Çin, Hindistan, Endonezya ve Meksika denebilir. ABD’nin açılış
konuşmasından sonra ilk sözü alan Çin emisyon azaltımı için 14. Kalkınma Planı
dönemindeki taahhütlerini yerine getireceğini ve daha fazla yenilenebilir enerjiye
yatırım yapabileceğini ifade etti. 15.
Kalkınma Planı döneminde de kömür santrallerini azaltacağını vurguladı. Çin’in
karbon nötr bir ekonomiye doğru yönelmesi de iyimser bir yaklaşım olarak görüldü.
Ayrıca Çin, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi altındaki temel
ilkeleri bağlılığını yenilerken Ortak Fakat Farklılaştırılmış Sorumluluklar
(CBDR) ilkesini Çin Yaklaşımı ile nasıl içselleştirdiğini diğer liderlerle
paylaştı. Çin, kuşak – yol projesiyle daha fazla iklim dostu proje ve
faaliyetlere yatırım yapılabileceği fırsatını da es geçmedi. Hindistan da
tarihsel sorumluluk ilkesi ve kişi başına düşen emisyonların düşüklüğünden
bahsederek esas sorumluluğun gelişmiş ülkelerde olduğunu her zamanki gibi belirtmeye
devam etti. Ayrıca Hindistan, daha fazla yenilenebilir enerji ve enerji
verimliliği yatırımlardan bahsederken Hindistan’daki insanların zaten
sürdürülebilir bir yaşam tarzına sahip olduğu konusunda emin bir biçimde
açıklama yapması dikkat çekti! Bunun dışında Meksika, Güney Kore, Endonezya
gibi ülkeler ulusal katkı beyanlarını (NDC) gözden geçirmeye devam eden ülkeler
olarak görünüyor.
Küçük ada devletleri ve en az gelişmiş
ülkeler iklim değişikliğinin yarattığı olumsuz etkilerden bahsederken Paris
Anlaşmasının hedeflerine ulaşılması için daha fazla çaba gösterilmesi
gerektiğini belirttiler.
Diğer taraftan piyasa ekonomisine geçiş
sürecindeki ülkelerden Rusya Federasyonu’nun ulusal katkı beyanı ya da taahhüdü
için bir güncelleme / değişiklik yapmaması dikkate çekiciydi. Bununla beraber
uluslararası işbirliğinin artırılması, düşük karbon teknolojilerinin
geliştirilmesi ve kabul edilmiş çok taraflı iklim anlaşmalarının BM şemsiyesi
altında ele alınmasını vurgulaması önemli notlar arasında yer alıyor. BMİDÇS
altında kendi özel bir konumu bulunan ve bunu somutlaştırmaya çalışan Türkiye,
son yıllarda azalttığı emisyon miktarını ifade ederken yeni iklim değişikliği
stratejisi ve eylem planları çalışmalarından bahsetti. Ayrıca sıfır atık, yenilenebilir
enerji ve enerji verimliliği proje ve yatırımlarının sağladığı emisyon azaltım
miktarları dikkat çekti. Türkiye de Çin ve Hindistan gibi tarihsel sorumluluk, Ortak
Fakat Farklılaştırılmış Sorumluluklar (CBDR) ve Göreceli Kabiliyetler (RC)
ilkelerini referans göstererek gelişmiş/gelişmekte olan ülke ayrımının
netleştirilmesinin Paris Anlaşmasının etkin bir biçimde uygulanmasına imkân
sağlayacağını dolaylı bir biçimde vurguladı.
Sonuç olarak Liderler Zirvesine ABD’nin
yeni taahhütleri, Uluslararası İklim Finans Planı ve Biden yönetiminin
uluslararası iklim müzakerelerine lider olarak dönüşü damgasını vurdu. Genel
olarak sorunsuz ve yapıcı bir toplantı olması iyimser olabileceğimizi
gösteriyor. Ülkelerin ulusal taahhütlerini (NDC) güncellemesi ve uluslararası
işbirliğini vurgulaması iyimserliğimizi artırıyor. Ancak Paris Anlaşmasının
hedeflerine ulaşılması için daha fazla taahhüt alınması gerektiği gerçeği
güncelliğini korumaya devam ediyor…
Doç. Dr. İzzet Arı
22.4.2021

