27 Aralık 2025 Cumartesi

21. Yüzyılın İlk Çeyreğini Tamamlarken

 Doç. Dr. İzzet Arı

Doğal olarak her dönem kendisinden öncekilere göre bir değişim gösteriyor.  Son 25 yılda dünya tarihinde daha önce görülmemiş gelişmeler oldu. İçinde bulunduğumuz bu dönemde bizler yaşananlardan doğrudan etkilendik.  Tüm bu değişim ve gelişmeler bir şey başlangıcı olduğu kadar başka bir şeyin sonu olarak kabullenildi. Bu son 25 yıl, Dünyanın varoluşundan bu yana bilebildiğimiz ve anlamlı olarak üzerinde konuşabildiğimiz tüm zaman dilimleri için uzun metrajlı bir filmin birkaç sekansı idi. İsimlerini sayabileceğimiz geçmişten bugüne izler taşıyan onlarca medeniyetin, unutulmuş/unutturulmuş veya kaybolmuş toplulukların da kendi zaman dilimlerinde bir 25 yıl çok değişimleri göstermiş olabilir. Amacım zamanın göreceliğiyle ve değeri ile ilgili bir analiz yapmak değil. Kendimce belirlediğim 25 yıllık bir döneme şahit olarak not düşerek yorumlamak ve aklımdakileri ana hatlarıyla paylaşmak.

20. yüzyılın ve bir önceki binyılın son ayları, Milenyum çağına giriş hazırlıkları ve heyecanı ile kendi başına bir gündemdi.  Bir günün bir saati ile yeni bir dönemin aralanacağı ve yeni bir serüvenin başlayacağı ve takvimsel olarak rakamların da görünüm değiştireceği bu dönem kendi içinde olaydı. Adeta yeni bir zaman tüneline giriyorduk. Nereye gittiği tahmin edilemez bir yolculuğun fikri bu heyecanı büyük bir hazza da dönüştürüyordu. Yeni buluşlar, teknolojik gelişmeler, gen transferleri ve klonlama, bilgisayar sistemlerinin iki binli rakamlar nedeniyle çökmesi ihtimalinin gizemli endişesi, uzaylıların aramızda fiziken olma ihtimali, kanserin tamamen tedavi edilme ümidi, hayalimizdeki robotların artık tamamen emrimizde olmasının beklentileri yeni binyılın ve yeni yüzyılın merakla gerçekleşmesi beklenen konularıydı.

Savaşların, anlaşmazlıkların ve kavgaların sona ermesi, ozon tabakasının kendini tamir etmeye başlaması, iklim değişikliğinin durması, suların daha az kirlenmesi, herkese yetecek kadar yiyeceğin olması, yoksulluğun artık tarihe karışması, kardeş kavgasının sona ermesi bu kısacık dönemde pek çok insanın görmeyi arzuladığı şeylerdi. Tüm bunların da ancak yeni bir yüzyıl ile mümkün olur düşüncesi aslında içten içe bir umudun ve hayalin bu filmdeki beklenen sekanslarıydı. Zamansız ve mekânsız bir umutlanma hayali ve bunun gerçekleşebilme ihtimali bu yepyeni binyılın yeni yüzyılında insanı mutlu edecek esaslı şeyleriydi.

Beklenen gün geldi 1990’lı sayılar 2000’ler oluverdi. Ocak 2000 ile beraber zaman sıradan bir biçimde değişiyordu. Herkesin beklediği olağanüstü bir biçimde değil. İnsanlık adına sorunlar azalmıyor hatta daha kronik bir hale bürünerek çözülmesi zorlaşıyordu. Savaşlar devam etmekte, yoksulluk artmakta, iklim inadına daha da değişmekte, çevre geri dönülemez bir biçimde kirletilmekte, insanlık değer olarak ya yeni bir iyiyi oluşturmaktan uzaklaşmakta ya da mevcut iyileri koruyarak yeni nesillere aktarabilmenin yolunu aramaktaydı. Kavgalarda ve anlaşmazlıklarda suçlular ya da sorumlu taraflar kadar masumlar ve suçsuzlar da nasibini almakta, herkese yetecek kadar gıda hem israf hem de istila edilmekteydi. Küresel salgınlar sadece biyolojik ya da fiziki bir hastalık olarak kalmamakta mental sağlığımızda ve ruh dünyamızda da kalıcı sonuçlar bırakmaktaydı. Bu yüzyılla geçen dönemlere göre maddenin ve maddiyatın tahtı artık daha da sağlamlaşmaktaydı!

Her ne kadar iyi gelişmeler de olsa çoğu bir şeylerin aracı olarak kullanılmaktaydı.  Bu araçlar kimin elinde nasıl bir hal alacağı belirsizliklerini de beraberinde getiriyordu. Teknolojinin kullanım hızı ve yayılması korkunç bir süratle ilerliyordu. Hazmedilemeden benimsenen ve kullanılan her şey gibi teknolojinin getirdikleri kimi zaman komplikasyonlara neden olması bile unutturuluyordu.   Teknoloji muazzam bir gelişim göstererek ilk bakışta vazgeçilmez  yardımcımız olarak herkes tarafından satın alınmaktaydı. Akıllı tüm iletişim araçları bizi deli gibi yalnızlaştırarak tekdüzeleştirmekte, dertleşmenin yerini psikologlarımızın yıpranmış danışan koltukları almaya başlamaktaydı. Yapay zeka artık ayrılmaz bir parçamız olarak muhakememizin önüne geçmekte, onsuz karar vermek ya teknoloji iyi kullanamamak ya da geri kafalı olarak yaftalanmaya sebeb olmaktaydı.

Ticaretin ve pazarın insani değerleri hiçe sayarak dünya düzenini belirlemesi ve küresel rekabetin artık vazgeçilmez bir kuralı olması normal kabul edilmekteydi.  Küreselleşme anlamını yitirmekte, küresel olarak ele alması gereken sorunların çözümünü perdeleyerek adeta bir sis perdesine dönüşmekteydi. Kimseyi geride bırakmayacağımızın sözünü verdiğimiz evrensel insani değerler listesi eskitilmeye mahkum göstermelik ev ödevlerine dönüşmekteydi.  

Son çeyreğe bu pencereden bakınca durum maalesef böyle görünüyor. Kuşkusuz çok iyi gelişmeler de oldu. İhtiyacımız olan şey düşünce dünyamız ile birlikte yeni bir dünya düzeniyle toparlanma ve insanlığın medeniyet tarihine iyi bir iz bırakma. İkinci dünyanın şimdilik olmadığını ve gelecek nesillere de daha iyi bir dünya bırakmamız gerekliliği bu yeni dünya düzeninin ana motivasyonu. Artık değişim ve derin bir düşünme dönemine girmemiz gerekmiyor mu?  Şimdi insanlık tarihinde nasıl bir medeniyet ya da dönem olarak anılacağımıza karar vermemizin zamanı. Bunu düşünerek yine hayal edelim ve yeni umutlarımız olsun … Varsayalım ki şimdi 2049 yılının son günlerindeyiz. Elinizden geldiğince neleri nasıl değiştirirdiniz?

27 Aralık 2025

Ankara

***