Doç. Dr. İzzet Arı
Doğal olarak her dönem kendisinden öncekilere göre bir
değişim gösteriyor. Son 25 yılda dünya
tarihinde daha önce görülmemiş gelişmeler oldu. İçinde bulunduğumuz bu dönemde bizler
yaşananlardan doğrudan etkilendik. Tüm bu
değişim ve gelişmeler bir şey başlangıcı olduğu kadar başka bir şeyin sonu olarak
kabullenildi. Bu son 25 yıl, Dünyanın varoluşundan bu yana bilebildiğimiz ve anlamlı
olarak üzerinde konuşabildiğimiz tüm zaman dilimleri için uzun metrajlı bir
filmin birkaç sekansı idi. İsimlerini sayabileceğimiz geçmişten bugüne izler
taşıyan onlarca medeniyetin, unutulmuş/unutturulmuş veya kaybolmuş toplulukların
da kendi zaman dilimlerinde bir 25 yıl çok değişimleri göstermiş olabilir. Amacım
zamanın göreceliğiyle ve değeri ile ilgili bir analiz yapmak değil. Kendimce
belirlediğim 25 yıllık bir döneme şahit olarak not düşerek yorumlamak ve aklımdakileri
ana hatlarıyla paylaşmak.
20. yüzyılın ve bir önceki binyılın son ayları, Milenyum çağına
giriş hazırlıkları ve heyecanı ile kendi başına bir gündemdi. Bir günün bir saati ile yeni bir dönemin aralanacağı
ve yeni bir serüvenin başlayacağı ve takvimsel olarak rakamların da görünüm
değiştireceği bu dönem kendi içinde olaydı. Adeta yeni bir zaman tüneline
giriyorduk. Nereye gittiği tahmin edilemez bir yolculuğun fikri bu heyecanı
büyük bir hazza da dönüştürüyordu. Yeni buluşlar, teknolojik gelişmeler, gen
transferleri ve klonlama, bilgisayar sistemlerinin iki binli rakamlar nedeniyle
çökmesi ihtimalinin gizemli endişesi, uzaylıların aramızda fiziken olma ihtimali,
kanserin tamamen tedavi edilme ümidi, hayalimizdeki robotların artık tamamen
emrimizde olmasının beklentileri yeni binyılın ve yeni yüzyılın merakla gerçekleşmesi
beklenen konularıydı.
Savaşların, anlaşmazlıkların ve kavgaların sona ermesi, ozon
tabakasının kendini tamir etmeye başlaması, iklim değişikliğinin durması,
suların daha az kirlenmesi, herkese yetecek kadar yiyeceğin olması, yoksulluğun
artık tarihe karışması, kardeş kavgasının sona ermesi bu kısacık dönemde pek çok
insanın görmeyi arzuladığı şeylerdi. Tüm bunların da ancak yeni bir yüzyıl ile
mümkün olur düşüncesi aslında içten içe bir umudun ve hayalin bu filmdeki beklenen
sekanslarıydı. Zamansız ve mekânsız bir umutlanma hayali ve bunun gerçekleşebilme
ihtimali bu yepyeni binyılın yeni yüzyılında insanı mutlu edecek esaslı şeyleriydi.
Beklenen gün geldi 1990’lı sayılar 2000’ler oluverdi. Ocak 2000
ile beraber zaman sıradan bir biçimde değişiyordu. Herkesin beklediği olağanüstü
bir biçimde değil. İnsanlık adına sorunlar azalmıyor hatta daha kronik bir hale
bürünerek çözülmesi zorlaşıyordu. Savaşlar devam etmekte, yoksulluk artmakta,
iklim inadına daha da değişmekte, çevre geri dönülemez bir biçimde kirletilmekte,
insanlık değer olarak ya yeni bir iyiyi oluşturmaktan uzaklaşmakta ya da mevcut
iyileri koruyarak yeni nesillere aktarabilmenin yolunu aramaktaydı. Kavgalarda ve
anlaşmazlıklarda suçlular ya da sorumlu taraflar kadar masumlar ve suçsuzlar da
nasibini almakta, herkese yetecek kadar gıda hem israf hem de istila edilmekteydi.
Küresel salgınlar sadece biyolojik ya da fiziki bir hastalık olarak kalmamakta
mental sağlığımızda ve ruh dünyamızda da kalıcı sonuçlar bırakmaktaydı. Bu
yüzyılla geçen dönemlere göre maddenin ve maddiyatın tahtı artık daha da sağlamlaşmaktaydı!
Her ne kadar iyi gelişmeler de olsa çoğu bir şeylerin aracı
olarak kullanılmaktaydı. Bu araçlar
kimin elinde nasıl bir hal alacağı belirsizliklerini de beraberinde getiriyordu.
Teknolojinin kullanım hızı ve yayılması korkunç bir süratle ilerliyordu. Hazmedilemeden
benimsenen ve kullanılan her şey gibi teknolojinin getirdikleri kimi zaman komplikasyonlara
neden olması bile unutturuluyordu. Teknoloji muazzam bir gelişim göstererek ilk
bakışta vazgeçilmez yardımcımız olarak
herkes tarafından satın alınmaktaydı. Akıllı tüm iletişim araçları bizi deli gibi
yalnızlaştırarak tekdüzeleştirmekte, dertleşmenin yerini psikologlarımızın yıpranmış
danışan koltukları almaya başlamaktaydı. Yapay zeka artık ayrılmaz bir parçamız
olarak muhakememizin önüne geçmekte, onsuz karar vermek ya teknoloji iyi
kullanamamak ya da geri kafalı olarak yaftalanmaya sebeb olmaktaydı.
Ticaretin ve pazarın insani değerleri hiçe sayarak dünya
düzenini belirlemesi ve küresel rekabetin artık vazgeçilmez bir kuralı olması
normal kabul edilmekteydi. Küreselleşme
anlamını yitirmekte, küresel olarak ele alması gereken sorunların çözümünü
perdeleyerek adeta bir sis perdesine dönüşmekteydi. Kimseyi geride bırakmayacağımızın
sözünü verdiğimiz evrensel insani değerler listesi eskitilmeye mahkum
göstermelik ev ödevlerine dönüşmekteydi.
Son çeyreğe bu pencereden bakınca durum maalesef böyle görünüyor.
Kuşkusuz çok iyi gelişmeler de oldu. İhtiyacımız olan şey düşünce dünyamız ile
birlikte yeni bir dünya düzeniyle toparlanma ve insanlığın medeniyet tarihine iyi
bir iz bırakma. İkinci dünyanın şimdilik olmadığını ve gelecek nesillere de daha
iyi bir dünya bırakmamız gerekliliği bu yeni dünya düzeninin ana motivasyonu. Artık
değişim ve derin bir düşünme dönemine girmemiz gerekmiyor mu? Şimdi insanlık tarihinde nasıl bir medeniyet
ya da dönem olarak anılacağımıza karar vermemizin zamanı. Bunu düşünerek yine hayal
edelim ve yeni umutlarımız olsun … Varsayalım ki şimdi 2049 yılının son
günlerindeyiz. Elinizden geldiğince neleri nasıl değiştirirdiniz?
27 Aralık 2025
Ankara
***
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder