Çok
Taraflılık (Multilateralism), İklim Değişikliği ve Covid-19
Merhaba Dostlar,
Covid-19 pandemisinin ülkemizde görülmeye başladığı
günden beri yoğun akademik çalışmalarım nedeniyle blog sayfama yeterince
zaman ayıramamıştım. Bu uzun aradan sonra küreselleşme üzerine yazılarıma devam
ederken Covid-19 ve değişen dünya politiği konusuyla devam etmek istedim.
Neredeyse yüzyıla varan çok taraflılığın (multilateralism) temsilcisi olan düzen ve statüko artık kendi kendini sorgulamaya
başlıyor. Aslında sorun 20. yüzyılın kapanmasıyla başta Birleşmiş Milletler ve
onun kurumları olmak üzere Bretton Woods yapılarının işlevini yerine getirememesi
ve değişen dünya sorunlarına çözüm üretememesiyle başladı. Bu verimsizliği simgeleyen bilinen bir kronik
sorunumuz var: küresel iklim değişikliği. Çok taraflılığın sağladığı imkanlar, iklim
değişikliğinin bilimsel temellere oturmasını sağlasa da mücadele için gerekli olan
sorumluluk paylaşımının ve çabaların adil bir şekilde dağıtılmasında yetersiz
kaldı. Çok taraflılık çerçevesinde Birleşmiş Milletler ülkelere bu sorunun
çözümünde bir platform oldu ancak gündem belirleyen ve sorun çözen bir aktör olmak
gibi bir söylemi de duyulmadı. Aktörler, dünya siyasi gündeminin belirleyicisi,
yöneticisi ve sonlandırıcısı olan hegemon güçlerdi. Bu sorun çözülemediğine
göre Kindleberger’in teorisindeki gerçek bir küresel lider ve güç eksikliği bunlara
neden oluyordu. Aktör olmayan ama iyi bir araç olan Birleşmiş Milletlerin, onun
alt kuruluşları ve çok taraflı anlaşmaların iklim değişikliğiyle mücadeleden iki
temel beklentileri vardı. İlki bu
sorunun çözülmesi, ikincisi bu sorunun Birleşmiş Milletler platformlarında
çözülmesi. Sorunun doğru tanımlanmasından çözümüne, yöntemlerin onaylanmasından
finansman akışına kadar her şeyde Birleşmiş Milletler dili kullanması
gerekiyordu. Sorunun çözümü geç olsun ama bu dil kullanılarak olsun idi… Ve nihayet
2015 yılında Paris Anlaşması kabul edildi. Bu anlaşma aslında Birleşmiş
Milletler platformundu sağlanan çok taraflılığın en son göstergesiydi. Tabi ki Birleşmiş
Milletler altında pek çok kararlar alınmaya devam etti ancak tüm ülkeleri ilgilendiren
Paris Anlaşmasının gerektirdiği değişim ve dönüşüm ihtiyacı gibisi olmadı bir
daha. Küresel gündem 2015’de çok taraflılık ilkesini son kez müşahede etti. Fakat
bu sondu. Bir yıl bile geçmeden 2016 yılında ABD yönetimi değişti ve Paris
Anlaşmasından çekildiğini BM’ye resmen bildirdi. Küresel iklim değişikliği adına
film bir kez daha koptu… Kindleberger’in teorisinden gidecek olursak ya yeni
bir lidere ihtiyaç vardı ya da yeni bir gezegene…
Yenilikçi fikirler, çok taraflılığı güçlendirme (ya da yaşatma) adına girişimler ve sosyal medyadan alınan desteklerle bireysel inisiyatifler (Örneğin Greta Thunberg) ve örnek çoğaltma girişimleri artarken hiç beklenmedik akut bir küresel sorunumuz oldu: Covid-19. Aslında ilk başlarda dünya bilinen küresel salgınlara İspanyol Gribi, H1N1, MERS, SARS gibi Dünya Sağlık Örgütü üzerinden hızla yanıt vereceğini bekliyordu ya da sanıyordu. Ayrıca Covid-19’un kontrole alınacağına ve ilerleyen tıp ve teknolojiyle zararın minimumda tutulacağı varsayılıyordu. Ancak çok hızlı yayılan ve tüm ülkeleri etkisi altına alan Covid-19 küresel bir felakete dönüşmüştü bile. Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler, en az gelişmiş ülkeler hepsi ansızın bu krize hazırlıksız yakalandı. Ardından tüm ülkelerin ekonomileri bu küresel krizden olumsuz etkilenmeye başladı. Gelişmiş ülkeler Covid-19’un etkilerini önceleri 2008 küresel finansal kriz ile karşılaştırdı. Sonraki günlerde durumun daha ciddi olduğu ve 2008 krizinden bile kötü olduğu anlaşılınca 1929 Büyük Buhran ile karşılaştırılmaya başlandı. Evet kriz çok büyüktü. Birleşmiş Milletler ve onun alt kuruluşu olan Dünya Sağlık Örgütü yetersiz kalıyor, kabak yine küresel ölçekte çok taraflılığın görünen simgesi haline gelen Birleşmiş Milletlere patlıyordu. Birleşmiş Milletlerden beklentiler büyüktü. Oysa unutulan ya da konuşulamayan bir gerçek vardı: Birleşmiş Milletler bir platform, ortak bir dil, idealler filminin bir kitabı ve gündemin takip edildiği çok koltuklu büyük bir salon. Birleşmiş Milletler gerçek anlamda bir aktör ya da lider değil. Peki aktörler ya da liderler kimdi? Neden bir şey yapılamıyordu? Yoksa küresel ölçekte lider/liderlik mi değişti? Ya da lider/liderlik yeterli değil mi?
Peki buradan resim nasıl görünüyor: Küresel
sorunlara çözüm olunamayan bir dünyada ve Birleşmiş Milletlerin zayıfladığı küresel
bir sistemde ne ABD ne de AB ülkeleri üste rol kapabilirler. Çünkü onlar
Milletler Cemiyetinden Birleşmiş Milletlere giden çok taraflılık patikasının
taş döşeyicileri. Çin zaten Covid-19’u geç raporlaması ve yeterince önlem almaması
nedeniyle ABD tarafından suçlanarak sorumlu tutulmakta. Ayrıca süregelen ticari
savaşlar nedeniyle istemediği halde verimsiz ve yararsız gündemlerin içinde
yorulmakta. Hindistan, Endonezya, Güney Afrika ve Brezilya ise küresel salgının
azalmasını beklemekte, bu nedenle kısmen pasif konumda yer almakta. Latin Amerika,
Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesi zaten hep bilindiği konumunda. Rusya ise Covid-19’a
ilave olarak düşen petrol ve doğal gaz geliri nedeniyle ilave bir şok yemiş
durumunda. Kısacası çok taraflılığın gereğini sağlayacak olan tüm sandalyeler Covid-19’un
etkilerini yönetebilme yetisine henüz kavuşamadılar.
Covid-19 pandemisi akut bir sorun olarak sürekli
gündemdeyken, bildiğimiz kronik sorunun yani küresel iklim değişikliğinin hem
insan hayatı hem de ekonomi üzerindeki etkisinin Covid-19’dan daha yıkıcı olacağı
ifade ediliyor. Bu demek oluyor ki, kısa dönemli olarak yaşanan Covid-19 sorunu
çözülse bile, etkin ve verimli çok taraflılık ihtiyacı artarak devam edecek. O zaman
dünyanın yaşanabilir bir yer olması için insanlığın yeni bir platforma
şimdikinden daha çok ihtiyacı olacağa benziyor…

Oldukça başarılı bir çalışma. Tebrikler (Maksu)
YanıtlaSilÇok teşekkürler Dostum. Selamlar sevgiler
SilBu yorum yazar tarafından silindi.
Sil