Dünya
gündeminde iklim değişikliği, küresel ısınma, buzulların erimesi, fırtına ve
kasırgalar, afetler ve felaketler her zaman yer edindi ve ediniyor. Büyük
çoğunlukla olumsuz haberler ve insanoğlunun kendi eliyle yarattığı soruna
kendinin maruz kalması şeklinde mesaj verildi.
2021
yılı itibariyle artık olumlu haberler, gelişmeler ve çabalar ufukta görünmeye
başladı.
Büyük
değişim ABD’nin Paris Anlaşmasına geri döneceği vaadinde bulunan Biden’ın
yönetime geçmesi ve John Kerry’i iklim değişikliği özel temsilcisi olarak
belirlemesiyle başladı (Bunun ne anlam ifade ettiğini önceki yazılarımda
açıklamaya çalışmıştım).
Ocak
ayında Biden yönetimi gelir gelmez ilk yaptığı iş Paris Anlaşmasına geri dönmek
oldu. Hatta Anlaşmanın gerektirdiği ne varsa yerine getirmekte kararlılığı
olduğunu ve daha fazla taahhüt alınması gerektiğini belirtti. Ocak ayında
yapılan geri dönme başvurusu resmi prosedür ve aşamaların geçilmesiyle 19
Şubat’ta tamamlandı.
2021
yılının ilk aylarında başka olumlu gelişmeler olmaya devam ediyor. Bill Gates vakıflar
ve sosyal medya aracılığıyla yaptığı açıklamalarda iklim değişikliği konusunda öne
çıkmaya başlamıştı. Nihayet 16 Şubat’ta konuyla ilgili beklenen kitabı “Bir
İklim Felaketinden Nasıl Kaçınırız (How to Avoid Climate Disaster)
yayınlandı. Kitapta iklim krizinin belirtileri ve ileri derece felaketlerinin
yanı sıra çözüm önerileri de yer almakta. Gerekli olan yıllık toplam sera gazı
emisyon azaltımı miktarı, hangi sektörlerin (çimento ve betonun etkisi,
ulaştırma, demir-çelik, plastik ve elektrik üretimi) emisyon azaltabileceğine
yönelik öneriler yer alıyor. Ayrıca, gerekli olan iklim finansmanı ve
yardımları da kitapta yerini alıyor. Bill Gates’in yaptığı bu girişim küresel
ölçekte tamamlayıcı bir faktör olarak düşünülebilir.
Bir
diğer önemli gelişme Michael Bloomberg’in BM Genel Sekreteri António Guterres
tarafından “Sıfıra Yarış (Sıfır Emisyona) ve Dirençliliğe Yarışın” Küresel
Elçisi olarak atanması. Daha önce BM İklim Özel Temsilcisi olarak 2014 ve 2018
yılında seçilen Michael Bloomberg, bu defa daha kapsamlı bir görev ile 2021
yılında hem azaltım hem uyum için özel çalışmaların yüzü olacak.
Son
gelişme, geçen hafta bir platform üzerinden canlı olarak verilen Al Gore ve
John Kerry’nin keyifli söyleşisi. Burada Al Gore Kyoto Protokolünün mimarı ve
John Kerry de Paris Anlaşmasının mimarı olarak birbirini tamamlayıcı yüzler
olarak beliriyor. Bu söyleşide John Kerry iklim krizini çözmek için küresel
liderliğin ABD’ye geçtiğini ima ediyor ve diğer büyük emisyon kaynağı ülkelerin
taahhütlerini gözden geçirmelerini öneriyor. Bunun için 22 Nisan 2021 tarihinde
Biden’ın başkanlığında ABD’de bir iklim zirvesi yapılacağının altını çiziyor.
Özellikle en fazla emisyonu olan 17 ülkenin mutlaka emisyon azaltımını gözden
geçirmeleri talep edilecek gibi görünüyor. Burada G7 ve G20 ülke grupları
perspektifinden konu düşünüldüğünde, bu 17 ülkenin kimler olacağı daha önemli
bir hal alıyor. Son olarak bu söyleşide John Kerry Yeşil İklim Fonu (Green
Climate Fund) için çok iyimser bir tavır takınıyor. İklim riskinin
oluşturduğu maliyeti Yeşil İklim Fonu için gereken finansman ile
karşılaştırarak yıllardır iklim bilimcilerin ve iktisatçıların değindiği fayda
/ maliyet analizinin doğruluğunu kendi ağzından ABD’ye kabul ettirmiş oluyor.
2021
yılı iklim krizinin yönetim biçimi ve küresel olumlu gelişmelerin çeşitliliği
ve gayreti bakımından tarihi bir yıl olacağa benziyor.
22.02.2021
Dr. İzzet ARI

Güzel yazı için teşekkürler. Aklımda bir soru vardı tam uzmanını bulmuşken sormak istiyorum. Paris anlaşmasının detaylarını bilmiyorum ancak bu anlaşmaya tüm ülkeler uyarsa sanki tüm riskler minimuma inecek gibi bir intiba var. Bu doğru mu yoksa Paris anlaşmasına uyulsa bile dünyamız tehlike altında olmaya devam edecek mi?
YanıtlaSilDostum yorum ve soruların için teşekkür ederim. Paris Anlaşmasının ve ülkelerin emisyon azaltım ulusal katkı beyanlarının gereği yerine getirilirse risk azaltılmış olacak ama minimum seviyeye çekmek mevcut taahhütlerle mümkün değil. Ülkelerden daha yüksek oranlarda taahhütler almalarının talep edileceği bir döneme doğru yaklaşıyoruz. Bu yıl içinde yeni taahhütlerin daha çok konuşulacağını tahmin ediyorum.
SilOldukça başarılı ve bilgilendirici bir yazı olmuş değerli hocam. İklim değişikliği politikalarının sadece küresel düzeyde değil, aynı zamanda yerel düzeyde de ele alınıp değerlendirilmesi gereken politikalar olduğunu düşünüyorum. İklim değişikliğini çevre boyutuna indirgemek etik ve birey boyutlarını göz ardı etmeye sebep olur ki bu da geniş bir bakış açısı ile gelişmelere odaklanmamızı engelleyecek bir yaklaşım olabilir. Zengin kuzey-fakir güney ikileminin önemini kabul etmekle birlikte, doğaya hakimiyet amacı taşıyan teknisist yaklaşımın da çalışmalarda önemle ele alınması yararlı olabilir. Bizler Neşet Ertaş'ın "Denizi seyretmek gibidir, bozkırda gökyüzünü seyretmek" sözünü birebir yaşayan insanlar olarak bozkırı severiz ama yakında o da kalmayacak korkarım.
YanıtlaSilSelamlar...
Maksu
Dostum yorumların ve eklemelerin için çok teşekkür ediyorum. Söylediklerine katılıyorum. Sorun küresel ama çözüm yerel. ülkelerin ve hatta bölgelerin kalkınma seviyesindeki farklılık, eşitsizlik ve adaletsizlikler olduğu müddetçe küresel sorunların yerelde etkin ve içselleştirilmiş bir biçimde çözülmesi çok zor. Bozkırı hatırlatman da çok hoşuma gitti, kır da bozkır da, deniz de gökyüzü de hala sevdiğimiz gibiyken bol bol resim ve video ile arşiv yapmakta fayda var...:)
SilBu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil